Bir Mücadele Alanı Olarak İnsan Hakları
Rodi Haznedaroğlu
Aristoteles (2014), etik konusunda erdemlerden bahsederken, ölçülü olmanın, ortada, dengede olmanın öneminden bahseder. Bunu pek çok insan davranışını ve mizacını analiz ederek yapar. Ölçülü olma hali, uluslararası düzeyde düşünüldüğünde insan haklarına saygılı liberal dünya, bir ölçü olarak kabul edilmiş görünür. Bu anlamda ülkeler ilişkilerini ve sorunlarını siyaset ve hukukla, bireysel hak sorunları yaşayan kişiler sorunlarını hukuk ve insan hakları perspektifinde çözmeye çalışır. Bunun için uluslarüstü hukuk ve adalet kurumları (Uluslararası Adalet Divanı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi vb.), küresel düzeyde izleme yapan kurumlar (Birleşmiş Milletler, BM Çevre Programı, IPRC Çatışma İzleme, İnsan Hakları İzleme Örgütü vb.) ve insan hakları sözleşmeleri (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi vb.) bulunur. Modern yaşamla birlikte ölçülü olma hali insan haklarına saygılı olmada birleşir. Ya da en azından olması beklenen buydu…
İnsan hakları sözleşmeleri, ülkelerin vatandaşlarına doğuştan verilen haklar şeklinde bir ön kabul olarak kabul edilir. Bu nedenle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin eşitlik hakkı (1. madde), haklara sahip olma hakkı (2. madde), yaşama hakkı (3. madde) ve işkence ve kötü muameleye uğramama hakkı (5. madde) bulunur (UN, 2026). Bugün tartışılmasının abes kaçtığı bu doğal haklar, insanların gözüne bir perde çekebilmektedir. Bu perde, insan haklarının da bir mücadele sonucu geliştiği gerçeğidir. Bu mücadele, Mourgeon (1991)’un vurguladığı üzere insan haklarından bahseden pek çok idealist düşünürün olmasına rağmen ancak 20. yüzyılda iki dünya savaşının yıkımı, sosyalist devrimler ve ulusal bağımsızlık mücadeleleri sonucu gelişmiştir (s. 76-77).
İnsan hakları bu nedenle doğuştan kabul edilmiş evrensel haklar değildir ve fazlasıyla mücadele barındıran bir tarihsel süreci barındırır. İnsan haklarının tarihsel inşası, devletler içi ve devletler arası bir iktidar mücadele alanına işaret eder. İktidar ilişkileri, insan haklarının oluşumuna ve onun içeriğine müdahale eder. Bu noktada, verili insan haklarının bir mücadele alanı olduğunu söylemek, insan haklarının her zaman esneyen, genişleyen, daralan yapısını gösterir. İnsan hakları küreselleşme sonrası uluslararası düzeyde küresel iktidar ilişkilerine bağlı olarak genişleme ve daralma hareketini sürdürür.
Covid-19 döneminde küresel çapta devletlerin iç politikalarında pek çok insan hakkını askıya alması bu duruma bir örnektir. Ulaşım hakkının engellenmesi, yaşa bağlı kamusal alana çıkışın düzenlenmesi, sağlık durumuyla ilişkisi şüpheli olan müzik yasağı (T24, 2026), bu duruma örnektir. Bu nedenle Agamben (2020)’in istisna hali dediği hukukun hukuki düzen adına askıya alınması hali insan haklarının sağlam bir zeminde kök salamadığına bir işarettir. Küresel çapta muhafazakarlaşan ve keskinleşen politika, ülke sınırlarını dikenli tellerle daha çok çevrelerken uluslarüstü hukuk kurumlarının da politika üretememesine neden olmaktadır. Bu nedenle insan hakları ihlalleri, olağan gündelik yaşamda rast gelinen bir duruma dönüşmektedir. Azınlık hakları, kadının insan hakları, LGBTİ+ hakları, çevre hakları, çocuk hakları gibi pek çok insan ve insanı ilgilendiren haklar görmezden gelinebilmektedir. Hukuki süreçler, insan haklarını görmezden gelebilmekte ya da hak ihlali kararları, devletler tarafından tanınmayabilmektedir. İstisna hali, egemenin gücünü koruyacak ve geliştirecek şekilde egemen olmayanı boyunduruk altına almaya devam etmektedir. Tekrar etmekte fayda var: insan hakları, evrensel olarak sözleşmelerde yazılı şekilde bulunmaz aksine toplumsal mücadelelere dayanır. Toplumsal mücadele, iktidar ilişkilerini görünür kılar ve egemen ile egemen olmayanı birbirinden ayırır. Egemen ile egemen olmayanın insan hakları aynı değildir. Egemen için istisna hali söz konusuyken, egemen olmayan için elinde tutmaya çalıştığı insan hakları bulunur.
İnsan hakları ve demokrasi mücadelelerini takip etmeyen insanlar için, vergi vermek ve buna bağlı olarak vatandaşlıktan getirdiği insan haklarına sahip olmak, standart bir yaşam olarak çeşitli körlükler getirir. Dünyayı ardında başka bir şey yokmuş gibi olduğu gibi kabul etmek olan bu körlük, özellikle neoliberal yıkımın ve tahribatın gezegen ve toplum düzeyindeki etkisini görmeye engel olur. Sadece son yirmi yılda dünya çapında insan hakları ve demokrasi mücadeleleri bile, insan haklarının gerileyen ve daralan yapısını ve buna olan tepkiyi gösterir:
Arap Baharı, 2010 (otoriter rejimlere karşı demokrasi, özgürlük ve ekonomik adalet talebi)
Gezi Parkı Protestoları, 2013 (kent hakkı, ifade özgürlüğü)
Black Lives Matter Protestoları, 2013 (ırkçılık, polis şiddeti, sistematik eşitsizlik)
Hong Kong Protestoları, 2019 (demokratik haklar ve Çin’e karşı özerklik)
Şili Protestoları, 2019 (ekonomik eşitsizlik, anayasal reform talebi)
Belarus Protestoları, 2020 (seçim hilesi iddialarına yönelik demokrasi talebi)
Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi, 2022 (kadın hakları, beden politikaları, rejim karşıtı özgürlük talebi)
Fransa Sarı Yelekliler Hareketi, 2018 (sosyal adalet, ekonomik eşitsizlik)
Sudan Devrimi, 2018 (sivil yönetim talebi)
Myanmar Darbe Karşıtı Protestoları, 2021 (askeri darbeye karşı demokrasi ve sivil yönetim talebi)
Gücü elinde bulundurmayanların geniş yelpazedeki talepleri neticesinde insan hakları savunusu hep canlı kalmaya devam etmektedir. İnsan hakları, somut günün somut problemlerine yönelik talepler neticesinde ortaya çıkmaktadır ve bu talepler her zaman için iktidar ilişkilerinin hiyerarşisiyle bir çelişki içerisindedir. Çelişki, insan haklarını korumaya ve genişletmeye çalışan, egemen olmayanın motivasyonudur.
Dünya çapında yaşanan pek çok ülke içi sorun, insanları göç etmeye itmekte ve pek çok kitlesel göç hareketine neden olmaktadır. Mülteci ve sığınmacı statüsündeki kitleler, daha iyi yaşam şartları, can güvenliği, iktidar karşıtlığına bağlı güvenlik sorunu gibi pek çok sorundan dolayı ülkelerinden ayrılmaktadır. Gittikleri ülkelerde mülteci ve sığınmacı oluşlarından kaynaklı insan hakları ise, ülkelerin uluslararası hukuka göre değil, iç politik çıkarlara göre hesap yapmalarına bağlıdır. Vatandaşı olmayan mültecinin insan hakları, muhafazakarlaşan ve askerileşen bir uluslararası durumda devletlerin geçiştirebildiği haklar olabilmektedir. Kant (1998), her rasyonel öznenin, araç olarak değil birer amaç olarak kabul edilmesinin temelinde haysiyet meselesini görür. Bu nedenle insan haysiyetini gözetebilmek için uygulanması gereken kuralların nesnel ve pratik yasalar olması gerektiğini belirtir (Kant, 1998; Kant, 2002). Mülteci, yaşam hakkını kendinde barındıran, kendinde amaçlı bir varlık olarak nesnel yasalara tabidir ve insan hakları, o ülkenin vatandaşlarının hak ettiği kadar mültecilerin de hak ettiği haklardır. Ancak, küresel çapta gerilen uluslararası ilişkiler, ülkelerin mülteci haklarını istisna hali olarak askıya alabildiği bir ortam yaratır. Hukukun devre dışı kaldığı bir ortamda, yaşam hakkı ve haklara sahip olma hakkı tehlikeye girer.
Söze Aristoteles ile başladık, yine onunla bitirelim. Aristoteles, adaleti bir erdem olarak kabul eder ve insan ilişkilerini düzenlediğini belirtir. “Adalet tüm erdemleri kendisinde toplar. Adalet, kendi amacını içinde taşır ve erdemin tam olarak kullanılmasını gerektirir. Bu erdemin sahipleri sadece kendileri için değil aynı zamanda diğer insanlar için de bunu kullanabilirler… Kısacası adalet erdemin bir parçası değildir, ta kendisidir, aynı şekilde adaletsizlik de kötülüğün bir parçası değil ta kendisidir” (Aristoteles, 2014, s. 107). İnsan hakları, hakları elinden alınmış, ertelenmiş, yok sayılmış tüm vatandaşlar, azınlıklar, kadınlar, LGBTİ’ler, çevre hareketleri için bir adalet mücadelesidir çünkü haklar mücadelesi, iktidar alanında daralıp genişleyen bir mücadeledir. İnsan hakları için mücadele bir erdem meselesidir.
Kaynakça
Agamben, G. (2020). İstisna Hali. (K. Atakay, Çev.). Ayrıntı Yayınları.
Aristoteles. (2014). Nikomakhos’a Etik. (F. Akderin, Çev.). Say Yayınları.
UN. (2026, 17 Nisan). Universal Declaration of Human Rights. https://www.un.org/en/about-us/universal-declaration-of-human-rights
Kant, I. (2002). Critique Of Practical Reason. (W. S. Pluhar, Trans.). Hackett Publishing Company.
Kant, I. (1998). Groundwork Of The Metaphysics Of Morals. (M. Gregor, Trans.). Cambridge University Press.
Mourgeon, J. (1991). İnsan Hakları. (A. Ekmekçi ve A. Türker, Çev.). İstanbul: İletişim Yayınları.
T24. (2026, 13 Nisan). Danıştay’dan “müzik yasağı”na iptal kararı. https://t24.com.tr/gundem/danistay-dan-muzik-yasag
i-na-iptal-karari,1217978.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder