Yapay
Zeka Tarafsız mı? Yoksa Kadınlara Karşı Yeni Bir Eşitsizlik mi Üretiyor?
Av. Öğr. Gör. Özlem ŞEN
Yapay zeka artık yalnızca teknoloji şirketlerinin
konuştuğu bir konu olmaktan çıktı. Bugün bir iş başvurusunun
değerlendirilmesinden kredi notunun hesaplanmasına, sağlık hizmetlerinden
sosyal medya içeriklerinin sıralanmasına kadar pek çok alanda algoritmalar
karar süreçlerinin görünmez aktörleri hâline geldi. Peki, bu sistemler
gerçekten tarafsız mı ve toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetiyor mu?
Toplumda yaygın olan "Makine sonuçta; insan hata
yapar da o hata yapmaz." düşüncesi, yapay zekâ söz konusu olduğunda
gerçeği tam olarak yansıtmamaktadır. Çünkü yapay zekâ kendi değer yargılarını
üretmez; insanlar tarafından oluşturulan verilerle eğitilir. Eğer eğitim
verilerinde tarihsel önyargılar, toplumsal cinsiyet kalıpları veya ayrımcı
uygulamalar bulunuyorsa, yapay zekâ bunları yalnızca öğrenmekle kalmaz, çok
daha büyük ölçekte yeniden üretebilir.
Yapay
zekadan ayrıntı vermeden bir pilot resmi oluşturmasını isteyin. Büyük ihtimalle
üniformalı bir erkek görseli ile karşılaşacaksınız. Peki bir hemşire hayal
etmesini istesek? Bu kez de muhtemelen bir kadın görseli oluşturacak.
İsterseniz bir deneyin…
İlginç
olan ise bu çağrışımların yalnızca insanların zihninde değil, onları eğiten
veriler nedeniyle birçok üretken yapay zekâ sisteminin çıktılarında da
görülebilmesidir. Bugün farklı yapay zekâ uygulamalarına "bir doktor
oluştur", "bir CEO tasarla" gibi komutlar verildiğinde
çoğunlukla erkek figürlerinin; "bir
sekreter" ya da "çocuk bakıcısı" gibi komutlarda ise kadın
figürlerinin üretildiği gözlemlenebilmektedir. Elbette bu sonuçlar kullanılan
modele, sürüme ve isteme göre değişebilir. Ancak bu eğilim bize önemli bir
gerçeği göstermektedir: Yapay zekâ toplumsal önyargıları çoğu zaman sıfırdan
üretmez; onları eğitim verilerinden öğrenir ve yeniden yansıtır.
Tam da bu nedenle günümüzde tartışılan mesele, yapay
zekânın ne kadar akıllı olduğu değil; ne
kadar adil olduğu sorusudur.
Kadınların teknoloji alanında karşılaştığı
eşitsizlikler dijital dünyada da devam etmektedir. Birleşmiş Milletler Kadın
Birimi (UN Women), yapay zekânın mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini
otomatikleştirme ve görünmez hâle getirme riski taşıdığına dikkat çekmektedir.
Özellikle işe alım, performans değerlendirmesi, kredi sistemleri ve içerik
öneri algoritmaları gibi alanlarda kullanılan yapay zekâ uygulamalarının,
önyargılı verilerle eğitildiğinde kadınlar aleyhine sonuçlar doğurabileceği
vurgulanmaktadır.
Bu risk yalnızca teorik değildir.
Amazon'un geliştirdiği yapay zekâ destekli işe alım sistemi, geçmiş yıllardaki işe alım verileriyle eğitildiği için erkek adayları daha avantajlı değerlendirmeye başlamış; kadın adayları dezavantajlı hâle getirdiği tespit edilince sistem tamamen kaldırılmıştır. Bu örnek, algoritmaların "ayrımcılık yapma niyeti" taşımadığını, ancak geçmişteki ayrımcı uygulamaları öğrenerek yeniden üretebildiğini göstermesi bakımından oldukça çarpıcıdır.
Yapay zekânın kadınlar bakımından oluşturduğu en
önemli risklerden biri ise üretken yapay zekâ sistemlerinin kötüye
kullanılmasıdır. Son yıllarda kadınların fotoğraflarının rızaları dışında
manipüle edilmesi, yapay zekâ ile sahte görüntü ve videolar üretilmesi, dijital
ortamda cinsel içerikli deepfake içeriklerin oluşturulması ciddi bir hak ihlali
alanı ortaya çıkarmıştır. Bu durum yalnızca özel hayatın gizliliğini değil,
kişinin şeref ve itibarını, psikolojik bütünlüğünü ve dijital güvenliğini de
doğrudan etkilemektedir. UNESCO ve diğer uluslararası kuruluşlar, üretken yapay
zekânın teknoloji destekli toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti artırabilecek
yeni araçlar oluşturduğunu vurgulamaktadır.
Bir hukukçu olarak kanaatimce burada temel sorun
teknolojinin kendisi değildir. Sorun, teknolojinin hukuktan ve insan hakları
perspektifinden bağımsız geliştirilmesidir.
Hukuk tarih boyunca güç karşısında hakları koruma
işlevi üstlenmiştir. Bugün ise güç yalnızca ekonomik veya siyasal değildir;
algoritmik güç de bireylerin yaşamını doğrudan etkileyebilmektedir. Dolayısıyla
yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinde şeffaflık, hesap verebilirlik,
ayrımcılık yasağı ve insan denetimi temel ilkeler olmalıdır.
Nitekim UNESCO'nun 2021 tarihli Yapay Zekâ Etiği Tavsiye Kararı, yapay
zekâ sistemlerinin insan haklarına saygılı biçimde geliştirilmesini, toplumsal
cinsiyet eşitliğinin gözetilmesini ve algoritmik ayrımcılığın önlenmesini
devletler açısından temel etik ilkeler arasında kabul etmektedir. Avrupa
Birliği'nin Yapay Zekâ Tüzüğü (AI Act) de yüksek riskli yapay zekâ
sistemlerinde temel hakların korunmasını ve ayrımcılık risklerinin
değerlendirilmesini zorunlu hâle getiren önemli düzenlemelerden biridir.
Türkiye bakımından da konu yalnızca geleceğe ilişkin
değildir. Mevcut hukuk düzenimiz; Anayasa'nın eşitlik ilkesi, Türk Medeni
Kanunu'ndaki kişilik haklarının korunmasına ilişkin hükümler, Türk Ceza Kanunu,
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve Türkiye'nin taraf olduğu
uluslararası insan hakları sözleşmeleri çerçevesinde yapay zekâ kaynaklı hak
ihlallerinin değerlendirilmesine imkân tanımaktadır. Ancak teknolojinin gelişim
hızı karşısında hukukun da sürekli güncellenmesi gerektiği açıktır.
Kadınların yapay zekâ çağındaki mücadelesi yalnızca
dijital güvenlik meselesi değildir; aynı zamanda eşit temsil, adil algoritmalar
ve insan onurunun korunması meselesidir.
Yapay zeka, doğru ilkelerle geliştirildiğinde
kadınların eğitimden istihdama, sağlıktan adalete kadar pek çok alanda
fırsatlara erişimini kolaylaştırabilir. Ancak gerekli hukuki ve etik güvenceler
oluşturulmadığında, geçmişin eşitsizliklerini geleceğin teknolojisine taşıma
riski de bulunmaktadır.
Bu nedenle bugün sormamız gereken soru şudur:
Yapay zeka daha ne kadar güçlenecek? değil...
Yapay zeka, kadınlar için ne kadar adil olacak?