GÖZ GÖRÜYOR, SİSTEM GÖRMÜYOR: ADALETİN KÖR NOKTASI
Burcu GÜRSES*
Bir çocuğun gözlerinin “sağlıklı” olması, onun dünyayı bizim gördüğümüz gibi gördüğü anlamına gelmiyor. Retina normal, optik sinir sağlam ve görme keskinliği testleri “pekiyi” sonuçlar veriyor olabilir. Ancak aynı çocuk sınıfta tahtayı takip edemiyor, kalabalık bir sayfadaki nesneleri ayırt edemiyor ya da hareket eden bir oyuncağı gözleriyle izlemekte zorlanıyorsa, ortada gözle görülemeyen bir sorun vardır. Bu noktada karşımıza, tıbbın, eğitimin ve hukukun kesişiminde yer alan fakat çoğu zaman fark edilmeyen bir başlık çıkar: Serebral Görme Bozukluğu, yani Cerebral Visual Impairment (CVI).
CVI, göz yapılarının sağlıklı olduğu ancak beynin görsel bilgiyi işleyen merkezlerinde meydana gelen hasar ya da gelişimsel farklılıklar sonucu ortaya çıkan bir görme bozukluğudur. Bu nedenle birçok çocuk, klasik sınıflandırmalarda “az gören” grubunda yer alsa da sorun çoğu zaman gözde değil, beynin görsel bilgiyi işleme kapasitesindedir.
Görme yalnızca gözün aldığı görüntüden ibaret değildir; bu görüntünün anlam kazanması beyinde gerçekleşir. CVI’de sorun tam da burada ortaya çıkar. Çocuk nesnelere bakabilir ancak onları seçmekte, tanımakta ya da görsel karmaşa içinde ayırt etmekte zorlanır. Geleneksel göz muayeneleri çoğu zaman bu durumu ortaya çıkaramaz. Bu nedenle tanı yaşı ortalama 3,5 yaşa kadar gecikir, bazı çocuklarda bu süre daha da uzar. Oysa beynin görsel fonksiyonlarının geliştiği erken dönem, nöroplastisite açısından kritik bir zaman dilimidir ve bu sürenin kaybı çocuğun gelişimini doğrudan etkiler.
Son yıllarda yapılan çalışmalar, çocukluk çağı görme yetersizliklerinin nedenlerinin başında CVI’nin giderek daha görünür hale geldiğini gösteriyor. Prematüre doğumlar, doğum sırasında yaşanan oksijen eksikliği, erken dönem beyin hasarları ve travmalar bu tablonun ortaya çıkmasında önemli rol oynar. Birçok ülkede CVI artık yalnızca göz hekimliğinin konusu değildir; çocuk nörolojisi, oftalmoloji ve görme rehabilitasyonu alanlarının birlikte ele aldığı bir durumdur. Bu nedenle değerlendirme süreçleri yalnızca göz muayenesiyle sınırlı kalmaz. Çocuğun görsel algısı, dikkat süreçleri, görsel karmaşa içinde nesne ayırt etme becerisi ve görsel bilgiyi kullanma kapasitesi birlikte incelenir. Böylece çocuğun dünyayı nasıl gördüğüne dair daha gerçekçi bir tablo ortaya çıkar.
Tanı konulduğunda mesele yalnızca tıbbi bir tanım olmaktan çıkar. Çünkü CVI’li çocukların gelişiminde çevresel düzenlemeler ve doğru eğitim yaklaşımları belirleyici rol oynar. Görsel karmaşanın azaltılması, kontrastın artırılması, materyallerin sadeleştirilmesi ve öğretim ortamının çocuğun görsel işlemleme kapasitesine göre düzenlenmesi gibi müdahaleler çocuğun görsel dünyayı kullanma becerisini belirgin şekilde değiştirir. Birçok ülkede bu nedenle CVI için özel değerlendirme ve habilitasyon merkezleri kurulmuştur. Hollanda’da Royal Visio ve Bartiméus gibi kurumlar, görmenin yalnızca gözün netliğiyle değil beynin işlemleme kapasitesiyle ilgili olduğunu kabul eden sistemler geliştirmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim hukuku, görme yetersizliğinin yalnızca klasik görme keskinliği testleriyle sınırlandırılamayacağını, çocuğun işlevsel performansının da değerlendirilmesi gerektiğini açık biçimde tanımlar.
Türkiye’de görme değerlendirmeleri uzun yıllardır büyük ölçüde gözün anatomik yapısı ve görme keskinliği üzerinden yürütülür. Bu yaklaşım pek çok durumda güçlü ve güvenilir sonuçlar verir. Ancak göz yapısı tamamen sağlam olduğu halde görsel işlemleme kapasitesi ciddi biçimde etkilenmiş çocuklar bu ölçüm sisteminin dışında kalır. Görme keskinliği normal olan bir çocuk, mevcut ölçütlere göre “görüyor” kabul edilir. Oysa çocuk kalabalık bir sayfada nesneleri ayırt edemez, görsel karmaşa içinde yönünü kaybeder ve görsel bilgiyi kullanmakta ciddi güçlük yaşar. Tıbbi gerçek ile kullanılan değerlendirme parametreleri arasındaki bu uyumsuzluk, sorunun görünmez hale gelmesine neden olur.
Tanıdaki bu görünmezlik eğitim ortamlarında daha da belirginleşir. Sınıfta yaşanan güçlükler çoğu zaman davranış sorunu ya da dikkat eksikliği olarak yorumlanır. Tahtadaki bilgiyi ayırt edemeyen ya da kitap sayfasındaki görseller arasında kaybolan bir çocuk, çoğu zaman “isteksiz” ya da “dikkatsiz” olarak etiketlenir. Oysa sorun çoğu zaman görsel erişilebilirliktir. Görsel açıdan daha sade bir düzenleme, daha büyük ve kontrastlı materyaller ya da öğretim yöntemindeki küçük değişiklikler çocuğun öğrenme performansını doğrudan değiştirir. Eğitim bilimlerinde giderek daha fazla kullanılan “görsel erişilebilirlik” kavramı tam da bu noktada önem kazanır.
Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 yılında yayımladığı Dünya Görme Raporu, görme engeline dair bildiğimiz pek çok şeyi yeniden düşünmemiz gerektiğini gösteriyor. Rapora göre dünyada en az 2,2 milyar insan görme bozukluğuyla yaşıyor. Benzer şekilde Lancet Global Eye Health Komisyonu tarafından yayımlanan ‘’Küresel göz sağlığı raporu’’ da özellikle gelişmiş ülkelerde CVI’nin çocukluk çağı görme yetersizliklerinin başlıca nedenlerinden biri haline geldiğini göstermektedir.
Türkiye’de yapılan araştırmalar ve nüfus projeksiyonları, yaklaşık 1 milyon kişinin görme bozukluğuyla yaşadığını göstermektedir. Türkiye’nin çocuk nüfusu dikkate alındığında, epidemiyolojik hesaplamalar 650 ila 700 bin çocuğun görme sorunu ile büyüdüğüne işaret eder. Ancak burada kritik bir ayrıntı vardır. Kamuoyunda “körlük” çoğu zaman mutlak bir karanlık olarak düşünülse de gerçek tablo çok daha farklıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2019 Dünya Görme Raporu ve uluslararası görme sınıflandırmaları, görme engelli bireylerin yaklaşık %80’inin aslında “az gören” kategorisinde olduğunu ortaya koyar. “Az görme”, bireyin tamamen görmemesi değil; görme keskinliği sınırlı olsa da kullanılabilir bir görme kapasitesinin bulunması anlamına gelir. Dolayısıyla mesele çoğu zaman görmenin tamamen kaybolması değil, mevcut görme kapasitesinin nasıl işlendiği ve nasıl kullanılabildiğidir.İşte tam da bu noktada, gözleri sağlıklı olduğu halde dünyayı anlamlandırmakta zorlanan çocukların hikâyesi başlar.
Bu mesele yalnızca tıbbın konusu değildir; Türkiye’deki en belirgin hukuki boşluklardan birinin merkezinde durur. Bugün bir çocuğun görme kaybı nedeniyle adli değerlendirmeye girmesi gerektiğinde sistem, Adli Tıp Kurumu’nun yaralama suçlarının değerlendirilmesine ilişkin rehberine dayanır. Bu rehber görmeyi yalnızca üç parametre üzerinden ölçer: görme keskinliği, görme alanı ve göz organındaki fiziksel hasar. CVI’li bir çocukta ise göz organı sağlamdır, görme alanı ve keskinliği çoğu zaman normal çıkar. Mevcut adli tıp algoritması yalnızca göz organına odaklandığı ve beyin temelli görme bozukluklarını ayrı bir kategori olarak tanımlamadığı için bu çocuklar hukuk önünde “tam kapasiteyle görüyor” kabul edilir. Oysa tıbbi gerçek bunun tersini gösterir; beynin görsel bilgiyi işleyememesi nedeniyle ortaya çıkan ciddi bir işlev kaybı vardır. Ancak mevcut değerlendirme sistemi bu kaybı ölçemez. Bunun sonucu olarak çocuklar ve aileleri, yaralanma davalarında ceza sorumluluğunun ağırlaştırılmasından, tazminat haklarından ve engellilik oranı belirlenmesine bağlı sosyal haklardan mahrum kalır. Tıbbi olarak var olan bir görme kaybı, hukuki parametrelerin darlığı nedeniyle görünmez hale gelir; dosyalar sürüncemede kalır ve raporlar yıllarca sonuçlanamaz. CVI üzerine yapılan çalışmalar arttıkça, görmenin yalnızca gözün netliğiyle değil beynin görsel bilgiyi işleme kapasitesiyle ilgili olduğu daha açık biçimde anlaşılmaktadır. Bir çocuğun dünyayı nasıl gördüğü, onun eğitim hayatını, çevresiyle kurduğu ilişkiyi ve karşılaştığı güçlükleri doğrudan belirler. Dolayısıyla görmenin hangi ölçütlerle tanımlandığı, çocukların eğitimdeki yerini, hukuki haklarını ve adalet karşısındaki fiili konumunu da belirler.
Artık sormamız gereken soru şudur:
Çocuklar dünyayı göremiyor mu, yoksa biz onların nasıl gördüğünü hâlâ görmezden mi geliyoruz?
*Az Görme Araştırma ve Habilitasyon Derneği (AGAHDER) Yönetim Kurulu Başkanı
KAYNAKÇA:
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı. (2019).
Türk Ceza Kanunu’nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi Rehberi.
Erişim: https://www.atk.gov.tr/wp-content/uploads/2020/05/Yaralama-Suclari-Rehberi.pdf
Burton, M. J., Ramke, J., Marques, A. P. ve diğerleri. (2021).
The Lancet Global Health Commission on Global Eye Health: Vision Beyond 2020.
Lancet Global Health.
Erişim: https://www.thelancet.com/pdfs/journals/langlo/PIIS2214-109X(20)30488-5.pdf
Dünya Sağlık Örgütü. (2019).
World Report on Vision.
Geneva: World Health Organization.
Erişim: https://iris.who.int/bitstream/handle/10665/328717/9789241516570-eng.pdf
Resmî Gazete. (2019).
Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik.
20 Şubat 2019 tarih ve 30692 sayılı Resmî Gazete.
Erişim: https://www.resmigazete.gov.tr
Individuals with Disabilities Education Act. (2004).
Individuals with Disabilities Education Act (IDEA): Federal Special Education Law of the United States.
Erişim: https://sites.ed.gov/idea/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder