GÜLİSTAN DOKU OLAYI BAĞLAMINDA
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN GEREKLİLİĞİ
VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ POLİTİKALARI
Av. Gökben AHİ VAYIS
Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve kadınların korunması meselesi, yalnızca bireysel
vakalarla sınırlı olmayan, yapısal ve sistematik bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu
bağlamda, Gülistan Doku olayı, devletin koruma yükümlülükleri, etkili soruşturma yürütme
sorumluluğu ve toplumsal cinsiyet temelli risklerin yeterince dikkate alınıp alınmadığı
tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştır.Bu yazı kadına yönelik sistematik şiddet karşısında
İstanbul Sözleşmesi’nin gerekliliğini Gülistan Doku vakası üzerinden analiz etmek üzere
kaleme alınmıştır. Burada İstanbul Sözleşmesinin yürürlükte kalması halinde olası etkileri ve
toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik politika önerilerini ortaya koymaktadır.
Gülistan Doku Olayının Hukuki ve Toplumsal Boyutu
Gülistan Doku, 2020 yılında kaybolmuş ve aradan geçen süreye rağmen akıbeti net olarak
bilinmemiştir. Olayın en kritik yönlerinden biri, kadına yönelik şiddet şüphesi barındırmasına
rağmen sürecin etkin ve şeffaf şekilde yürütüldüğüne ilişkin kamuoyunda ciddi tereddütler
oluşmasıdır.Bu durumun devletin yaşam hakkını koruma (Anayasa m.17) ve etkili
soruşturma yürütme yükümlülüğü bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, şüpheli ölüm veya kayıp vakalarında devlet pasif
kalamaz; Devlet proaktif, hızlı ve kapsamlı bir soruşturma yürütmekle yükümlüdür.
Gülistan Doku vakasında ise: Delil toplama süreçlerinin etkinliği tartışmalı olmakla birlikte,
Şüpheliler üzerindeki denetim mekanizmalarının yetersizliği açıkça görülmüş ve Aileye
yönelik bilgilendirme süreçleri de şeffaf yapılmamıştır. Bu eksiklikler, toplumsal cinsiyet
perspektifinin soruşturmalara yeterince entegre edilmediğini göstermektedir.
İstanbul Sözleşmesi’nin Temel Mekanizmaları 4 ana başlık halinde düzenlenmiştir. İstanbul
Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti önleme konusunda dört temel sütuna dayanır:
1. Önleme (Prevention)
2. Koruma (Protection)
3. Kovuşturma (Prosecution)
4. Bütüncül politika (Integrated Policies)
Sözleşmenin en önemli yönlerinden biri, şiddeti yalnızca bireysel bir suç değil, toplumsal
cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu olarak tanımlamasıdır. Bu çerçevede sözleşme:
Risk altındaki kadınların önceden tespit edilmesini,
Kolluk ve yargının toplumsal cinsiyet duyarlılığı ile hareket etmesini,
Şüpheli kayıp ve ölüm vakalarında özel hassasiyet gösterilmesini zorunlu kılar.
İstanbul Sözleşmesi Yürürlükte Olsaydı Gülistan Doku Vakası Nasıl Farklılaşabilirdi?
Eğer İstanbul Sözleşmesi aktif şekilde yürürlükte ve etkin uygulanıyor olsaydı, Gülistan Doku
vakasında şu farklılıkların ortaya çıkması beklenirdi:
Risk Analizi ve Önleyici Mekanizmalar
Sözleşme, şiddet riski bulunan kişiler için önceden değerlendirme yapılmasını zorunlu kılar.
Bu kapsamda:
Şüpheli kişiler hakkında erken müdahale,
Koruma tedbirlerinin hızlı uygulanması mümkün olabilirdi.
Etkin Soruşturma Yükümlülüğü
Sözleşme, devletin şüpheli vakalarda “özen yükümlülüğü” ile hareket etmesini gerektirir.
Bu da:
Delillerin hızlı ve eksiksiz toplanmasını,
Dijital verilerin zamanında incelenmesini,
Şüpheliler üzerinde etkin kontrol sağlanmasını içerir.
Kurumsal Koordinasyon
Sözleşme, kolluk, savcılık ve sosyal hizmetler arasında koordinasyonu zorunlu kılar. Bu
sayede: Olayın tek bir perspektiften değil, çok yönlü analiz edilmesi sağlanırdı.
Aileye destek ve şeffalık
Mağdur yakınlarının süreçten haberdar edilmesi ve desteklenmesi sözleşme kapsamında açık
bir yükümlülüktür.
Nitekim son gelişmeler ve Soruşturmanın geldiği aşamada etkin soruşturmanın gerekliliği bir
kez daha ortaya konmuştur.Gülistan Doku’nun kaybolmasından bugüne kadar etkin
soruşturma yürütülmemiş, olayın aydınlatılmasında aile yanlız bırakılmış ve destek
bulamamıştır. Yine Gülistan Doku vakası, kadın cinayetleri ve kayıp dosyalarında sıkça
karşılaşılan yapısal aksaklıkları bir arada barındırıyor:
Delil güvenliği – Kamera kayıtlarının eksik alınması veya silinmesi iddiaları
Kamu nüfuzu – Vali yakınlarının ve kamu görevlilerinin şüpheli konumuna girmesi
Tanık koruma eksikliği – Gizli tanık beyanlarının ancak yıllar sonra dosyaya girmesi
Kurumsal koordinasyon – Farklı birimlerin veri paylaşımındaki gecikmeler
5 Ocak 2020'de Tunceli'de kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku'nun
dosyası, altı yıl boyunca çözümsüz kalan kadın cinayetleri ve kayıp vakaları arasında
sembolik bir yer edindi. 14 Nisan 2026 sabahı gerçekleştirilen operasyonla dosya yeni bir
evreye girdi: Soruşturma artık "kayıp" değil, "cinayet şüphesi" kapsamında yürütülüyor.
Soruşturmanın bugün itibarı ile geldiği noktada, görünen o ki soruşturma ailenin etkin
mücadelesi ve olayın faillerinin çıkar çatışmaları nedeni ile artık aydınlatılabilecek bir
boyuta gelmiştir.
Eğer İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı, Gülistan Doku'ya ne oldu?' sorusunun cevabını
hepimiz bilecektik. İstanbul Sözleşmesi Türkiye’deki kadınların yaşam haklarının
garantisidir. Gülistan Doku dosyası ise Türkiye’de kadınların kırımının sembol dosyasıdır.
Bu dosyada etkin soruşturma ve kovuşturma yapılması kadına yönelik sistemli şiddet
olaylarının etkin soruşturulacağına ilişkin inancımızı geri getirecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder