18 Nisan 2026 Cumartesi

Av. Gökben AHİ VAYIS Yazdı; GÜLİSTAN DOKU OLAYI BAĞLAMINDA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN GEREKLİLİĞİ VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ POLİTİKALARI

 GÜLİSTAN DOKU OLAYI BAĞLAMINDA

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN GEREKLİLİĞİ

VE TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ POLİTİKALARI

                                                                                                   Av. Gökben AHİ VAYIS

Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve kadınların korunması meselesi, yalnızca bireysel

vakalarla sınırlı olmayan, yapısal ve sistematik bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu

bağlamda, Gülistan Doku olayı, devletin koruma yükümlülükleri, etkili soruşturma yürütme

sorumluluğu ve toplumsal cinsiyet temelli risklerin yeterince dikkate alınıp alınmadığı

tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştır.Bu yazı kadına yönelik sistematik şiddet karşısında

İstanbul Sözleşmesi’nin gerekliliğini Gülistan Doku vakası üzerinden analiz etmek üzere

kaleme alınmıştır. Burada İstanbul Sözleşmesinin yürürlükte kalması halinde olası etkileri ve

toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik politika önerilerini ortaya koymaktadır.

Gülistan Doku Olayının Hukuki ve Toplumsal Boyutu

Gülistan Doku, 2020 yılında kaybolmuş ve aradan geçen süreye rağmen akıbeti net olarak

bilinmemiştir. Olayın en kritik yönlerinden biri, kadına yönelik şiddet şüphesi barındırmasına

rağmen sürecin etkin ve şeffaf şekilde yürütüldüğüne ilişkin kamuoyunda ciddi tereddütler

oluşmasıdır.Bu durumun devletin yaşam hakkını koruma (Anayasa m.17) ve etkili

soruşturma yürütme yükümlülüğü bağlamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına göre, şüpheli ölüm veya kayıp vakalarında devlet pasif

kalamaz; Devlet proaktif, hızlı ve kapsamlı bir soruşturma yürütmekle yükümlüdür.

Gülistan Doku vakasında ise: Delil toplama süreçlerinin etkinliği tartışmalı olmakla birlikte,

Şüpheliler üzerindeki denetim mekanizmalarının yetersizliği açıkça görülmüş ve Aileye

yönelik bilgilendirme süreçleri de şeffaf yapılmamıştır. Bu eksiklikler, toplumsal cinsiyet

perspektifinin soruşturmalara yeterince entegre edilmediğini göstermektedir.

İstanbul Sözleşmesi’nin Temel Mekanizmaları 4 ana başlık halinde düzenlenmiştir. İstanbul

Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti önleme konusunda dört temel sütuna dayanır:

1. Önleme (Prevention)

2. Koruma (Protection)

3. Kovuşturma (Prosecution)

4. Bütüncül politika (Integrated Policies)

Sözleşmenin en önemli yönlerinden biri, şiddeti yalnızca bireysel bir suç değil, toplumsal

cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu olarak tanımlamasıdır. Bu çerçevede sözleşme:

 Risk altındaki kadınların önceden tespit edilmesini,

 Kolluk ve yargının toplumsal cinsiyet duyarlılığı ile hareket etmesini,

 Şüpheli kayıp ve ölüm vakalarında özel hassasiyet gösterilmesini zorunlu kılar.

İstanbul Sözleşmesi Yürürlükte Olsaydı Gülistan Doku Vakası Nasıl Farklılaşabilirdi?


Eğer İstanbul Sözleşmesi aktif şekilde yürürlükte ve etkin uygulanıyor olsaydı, Gülistan Doku

vakasında şu farklılıkların ortaya çıkması beklenirdi:


Risk Analizi ve Önleyici Mekanizmalar

Sözleşme, şiddet riski bulunan kişiler için önceden değerlendirme yapılmasını zorunlu kılar.

Bu kapsamda:

 Şüpheli kişiler hakkında erken müdahale,

 Koruma tedbirlerinin hızlı uygulanması mümkün olabilirdi.

Etkin Soruşturma Yükümlülüğü

Sözleşme, devletin şüpheli vakalarda “özen yükümlülüğü” ile hareket etmesini gerektirir.

Bu da:

 Delillerin hızlı ve eksiksiz toplanmasını,

 Dijital verilerin zamanında incelenmesini,

 Şüpheliler üzerinde etkin kontrol sağlanmasını içerir.

Kurumsal Koordinasyon

Sözleşme, kolluk, savcılık ve sosyal hizmetler arasında koordinasyonu zorunlu kılar. Bu

sayede: Olayın tek bir perspektiften değil, çok yönlü analiz edilmesi sağlanırdı.

Aileye destek ve şeffalık

Mağdur yakınlarının süreçten haberdar edilmesi ve desteklenmesi sözleşme kapsamında açık

bir yükümlülüktür.

Nitekim son gelişmeler ve Soruşturmanın geldiği aşamada etkin soruşturmanın gerekliliği bir

kez daha ortaya konmuştur.Gülistan Doku’nun kaybolmasından bugüne kadar etkin

soruşturma yürütülmemiş, olayın aydınlatılmasında aile yanlız bırakılmış ve destek

bulamamıştır. Yine Gülistan Doku vakası, kadın cinayetleri ve kayıp dosyalarında sıkça

karşılaşılan yapısal aksaklıkları bir arada barındırıyor:

Delil güvenliği – Kamera kayıtlarının eksik alınması veya silinmesi iddiaları

Kamu nüfuzu – Vali yakınlarının ve kamu görevlilerinin şüpheli konumuna girmesi

Tanık koruma eksikliği – Gizli tanık beyanlarının ancak yıllar sonra dosyaya girmesi

Kurumsal koordinasyon – Farklı birimlerin veri paylaşımındaki gecikmeler


5 Ocak 2020'de Tunceli'de kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku'nun

dosyası, altı yıl boyunca çözümsüz kalan kadın cinayetleri ve kayıp vakaları arasında

sembolik bir yer edindi. 14 Nisan 2026 sabahı gerçekleştirilen operasyonla dosya yeni bir

evreye girdi: Soruşturma artık "kayıp" değil, "cinayet şüphesi" kapsamında yürütülüyor.

Soruşturmanın bugün itibarı ile geldiği noktada, görünen o ki soruşturma ailenin etkin

mücadelesi ve olayın faillerinin çıkar çatışmaları nedeni ile artık aydınlatılabilecek bir

boyuta gelmiştir.


Eğer İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı, Gülistan Doku'ya ne oldu?' sorusunun cevabını

hepimiz bilecektik. İstanbul Sözleşmesi Türkiye’deki kadınların yaşam haklarının

garantisidir. Gülistan Doku dosyası ise Türkiye’de kadınların kırımının sembol dosyasıdır.

Bu dosyada etkin soruşturma ve kovuşturma yapılması kadına yönelik sistemli şiddet

olaylarının etkin soruşturulacağına ilişkin inancımızı geri getirecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Av. Begüm Osma Yılmaz Yazdı: Kanunun Sustuğu Yerde: "Müstehcenlik" Kimi Susturuyor?

  Kanunun Sustuğu Yerde: "Müstehcenlik" Kimi Susturuyor? Türk Ceza Kanunu m. 226'nın kanun tekniği bakımından değerlendirilmes...